Hadis | Kütüb-ü Sitte | Buhari | Hadis Sözlüğü

A B C D E F G H I İ K L M N R S Ş T U V Y Z

HADİSLERİNDE ARAMA YAP

Fasil Ravi Konu Hadis

Ümmü`l-mü`minîn Âişe

Ümmü`l-mü`minîn Âişe - Sahih Buhari kitabındaki rivayet ettiği hadisi şerifler listesi

Fasil :
Hadis :
Şöyle rivâyet edilmiştir: Bir kere Berîre bedel-i kitâbeti hakkında yardım dileyerek Âişe`ye gelmişti. Ve bedel-i kitâbetinden (o güne kadar) bir şey ödememişti. Âişe Berîre`ye: - Haydi Efendilerine git; (görüş!). Velân bana âid olmak üzere senin nâmına bedel-i kitâbetini (def`aten) kazâ etmemi arzu ederlerse vereyim, dedi. Bu teklîfi Berîre ehline bildirdi. Fakat kâbul etmediler ve: - Hazret-i Âişe, bedel-i kitâbetini senin hesâbına hasbî olarak vermek isterse, Velân bize âid olmak üzere versin! dediler. Berîre: bu mes`eleyi Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e arz ettim. Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem Âişe`ye: - Sen Berîre`yi satın al, sonra âzadla!. Velâ da muhakkak sûrette mu`tika âidtir, buyurdu. Sonra Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem kalktı. (Mescid`e gidip halka karşı bir hutbe îrâd etti. Allah`a hamd-ü senâdan sonra): - Bilmem ne fikir ile halk, Kitâbullah`da bulunmayan bâzı şartla dermeyân ediyorlar. Her kim Azîz ve Celîl olan Allah`ın Kitâbında (ki hükmünde) bulunmayan bir şartı kayd ederse (bâtıldır,) isterse yüz şart koşsun, onun hükmü yoktur; hak ve kavî olan Allah`ın şartıdır, buyurdu.
Sıra :
 
Fasil :
Konu :
Baslik :
HİBENİN FAZÎLETİ HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ
Hadis :
(kardeşi Esmâ`nın oğlu) Urve`ye şöyle dediğ rivâyet edilmiştir: - (Vallahi) hemşîre-zâdem! Biz (Peygamber kadınları) hilâle bakar, (görür) dük. Sonra bir hilâl (daha görürdük): iki ayda üç hilâl, (tamamlardık da) Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in (hane-i saâdeti) odalarında bir ateş parçası yakılmazdı. Urve: ben: - Ey teyze! Ya (sizin azığınız ne idi,) sizi ne yaşatırdı? diye sordum. O: - Esvedân: hurma ile su, buyurdu. Şu kadar ki, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in Ensâr`dan komşuları, bunların da sağım koyunları vardı. Bunlar, koyunlarını sağarlardı, sütlerinden Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e hediye ederlerdi; Resûlullah da onda bize içirirdi, diye cevab verdi.
Sıra :
 
Fasil :
Baslik :
RESÛLULLÂH`IN ÂİLESİNİ DE SADAKADAN MEN` ETTİĞİNE DÂİR RİVÂYETLER
Hadis :
Şöyle rivâyet edilmiştir: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in kadınları iki gurûba ayrılmışlardı: Bunun bir gurûbunda Âişe, Hafsa, Safiyye, Sevde; öbür hizbinde de Ümmü Seleme ile Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in diğer kadınları bulunuyordu. Müslümanlar, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in Âişe`ye muhabbetini pek iyi bildiklerinden bunlardan birisinin yanında Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e takdîm etmek istediği bir hediyesi bulunursa o hediyesini, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in Âişe hânesinde bulunduğu zamâna kadar te`hîr ederdi de hediye sâhibi hediyesini Resûlullah Âişe hânesinde iken gönderirdi. Bu cihetle Ümmü Seleme hizbi dedi-koduya başladı da bunlar, Ümmü Seleme`ye: - (Var,) Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e söyle!, Halka i`lân etsin!, Ve: her kim Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`e bir hediye vermek isterse, o kimse Resûlullah kadınlarından hangisinin odasında bulunursa bulunsun hediyesini versin, demişlerdi. Ümmü Seleme, kadınların kendisine söyledikleri bu sözü Resûlullah`a söyledi. Fakat Resûlullah ona cevab vermedi. Ümmü Seleme hizbine dâhil olan kadınlar Ümmü Seleme`den vaziyeti sorduklarında, o da: - Resûlullah bana bir şey söylemedi, diye cevab verdi. Onlar Ümmü Seleme`ye: - Resûlullah`a dediğimizi bir daha söylesen, dediler. O da Resûlullah`ın nöbeti ona dolaşıp geldiğinde sâbıkı vechile Resûlullah`a arzetti. Fakat Resûlullah (yine) ona bir şey söylemedi. Ümmü Seleme`den kendi hizbindeki kadınlar vaziyeti sorduklarında o da: - Resûlullah bana bir şey söylemedi, diye cevab verdi. Onlar da Ümmü Seleme`ye: - Artık Resûlullah sana bir cevab verinceye kadar bu dileğimizi Resûlullah`a arz eyle! dediler. Hakîkaten Ümmü Seleme de Resûlullah`a kendi nöbetinde dönüp geldiğinde söyledi. Bu def`a Resûlullah cevâben: - Sakın Âişe hakkında söylenip de bana ezâ verme, bana hiç bir kadın nöbetinde iken vahiy gelmez de yalnız Âişe`nin odasında iken gelir, buyurdu. Ümmü Seleme: - Ben de yâ Resûlullah sana ezâ vermekten tevbe ederek Allah`a rücû` ederim, di (ye özür dile)dim, dedi. Sonra Ümmü Seleme hizbindeki kadınlar Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in kızı Fâtıma`ya mürâcaat ettiler ve Resûlullah`a gönderip: - Yâ Resûla`llah! Kadınların Ebû Bekr`i kızı hakkında Allah`dan senin için adâlet istiyorlar, demesini ricâ ettiler. Fâtıma da Resûlullah`a bu sûretle söyledi. Resûlullah: - Ey kızcağım! Benim her sevdiğimi sen sevmez misin? buyurdu. Fâtıma da: - Evet severim! dedi. (Resûlullah): - Öyle ise Âişe`yi sen de sev! (buyurdu.) Fâtıma dönüp kadınlara gelerek olup biteni haber verdi. Kadınlar Resûlullah`a tekrar mürâcaat etmesini Fâtıma`dan istediler. Fakat Fâtıma imtinâ eyledi, (Vallahi bu husûsta ebedî bir kelime söylemem, dedi). Bu def`a Ümmü Seleme hizbi Zeyneb Bint-i Cahş`i gönderiler. Zeyneb` (in Resûlullah yanında mevkii yüksekdi) huzûra geldi. Ve gılzatle söze başlayıp: - Yâ Resûla`llah! Kadınların İbn-i Ebî Kuhâfe`nin kızı hakkında Allah`tan senin için adâlet istiyorlar, dedi. Ve sesini yükselterek, o sırada oturmakta olan Âişe`ye taarruza kadar ileri gitti de ona sebbeyledi. Nihâyet Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem mukabele eder mi diye Âişe`ye bakmağa başladı.
Sıra :
 
Fasil :
Baslik :
PEYGAMBERİMİ`ZİN HEDİYE KABÛL EDİP ONU MUKÂBİL BİR HEDİYE İLE KARŞILAMAK İ`TİYÂDINDA OLDUĞUNA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ
Hadis :
"Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem hediyye kabûl eder ve onun (mukabil hediyye ile) ıvâzını verirdi." dediği rivâyet edilmiştir.
Sıra :
 
Fasil :
Konu :
Baslik :
PEYGAMBERİN BÂZI KADINLARININ RESÛLULLÂH`A HİBELERİ HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE RİVÂYETİ
Hadis :
Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem bir sefere gitmek istediğinde kadınları arasında kur`a çekmek i`tiyâdında idi. Kadınlardan hangisinin sehmi çıkarsa, Resûlullah berâberinde o kadın olarak yola çıkardı. Yine Resûlullah kadınlarından her kadının gününü ve gecesini ayırırdı. Yalnız Sevde bint-i Zem`a gününü ve gecesini, Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in rızâsını dileyerek Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in zevci Âişe`ye hibe etmişti.
Sıra :
 
Fasil :
Konu :
Baslik :
ZİFÂF İÇİN GELİN VE GÜVEY SÜSLENMEK ÜZERE ELBÎSE İSTİÂRE ETMEK CÂİZ OLDUĞUNA DÂİR HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ
Hadis :
Rivâyet olunduğuna göre (bir kere) Âişe-i Sıddîka`nın huzûruna (Habeşî) Eymen girmişti. O sırada (Hazret-i) Âişe`nin üzerinde kalın Yemen bezinden ma`mûl, beş dirhem kıymetinde bir libâs bulunuyordu. (Darlık zamanlarını yâd ederek): - Ey Eymen, gözünü câriyeme doğru kaldır da bak!. O, (üzerimdeki libâsı şimdi) ev içinde giymekten arlanır. Halbuki Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem zamânında benim bu nevi`den bir libâsım vardı. Medîne`de zifâf için süslenen her kadın onu âriyet almak üzere muhakkak bana haber gönderirdi, demiştir.
Sıra :
 
Baslik :
PEYGAMBER EFENDİMİZ`İN ABBÂD İBN-İ BİŞR HAKKINDA GÜZEL BİR ŞAHÂDETİ VE ABBÂD HAKKINDA DUÂ BUYURMALARI
Hadis :
Rivâyet olunduğuna göre, Sıddîka-i müşârün-ileyhâ şöyle demiştir: (Bir kere) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem Mescid`de bir kişinin Kur`ân okuduğunu işitti de: - Allah şu adama rahmet etsin! O bana şu şu sûreden unuttuğum şu şu âyeti hatırlattı, buyurdu.
Sıra :
 
Baslik :
PEYGAMBER EFENDİMİZ`İN ABBÂD İBN-İ BİŞR HAKKINDA GÜZEL BİR ŞAHÂDETİ VE ABBÂD HAKKINDA DUÂ BUYURMALARI
Hadis :
Rivâyet olunduğuna göre, Sıddîka Hazretleri demiştir ki: (Bir akşam) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem benim odamda teheccüd namazı kıldı. Bu sırada Mescid`de namaz kılmakta olan Abbâd (İbn-i Bişr) in sesini işitti de: - Yâ Âişe! Şu ses Abbâd`ın sesi midir? diye sordu. - Evet onun sesidir, dedim. Resûlullah: - Yâ Râb, Abbâd`ı rahmetine mazhar eyle! diye duâ buyurdu.
Sıra :
 
Baslik :
İFK HADÎSİ Kİ, HAZRET-İ ÂİŞE HAKKINDA DÜZÜLEN BUTHÂN VE İFTİRÂ VÂKIASINA DÂİR RİVÂYETTİR;HAZRET-İ ÂİŞE`NİN BERÂET VE NEZÂHETİ HAKKINDA NÂZİL OLAN NÛR SÛRESİ`NİN ON ÂYETİ VE HADD-İ KAZFİN TATBÎKI
Hadis :
Rivâyet olunduğuna göre, Sıddîka-i müşârün-ileyhâ şöyle demiştir: Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem bir sefere çıkmak istediği zaman kadınları arasında kur`a çekmek i`tiyâdında idi. Onlardan hangisini kur`ası çıkarsa Resûlullah ile berâber o yola çıkardı. (Benî Mustalık) gazâsına gitmek murâd edildiği zaman da Resûlullah kur`a atıp benim ismim çıkmıştı. Resûlullah ile berâber sefere çıkmıştım Bu sefer, Hicâb âyeti inzâl buyurulduktan sonra idi. Ben mahmil içinde yükledilir ve (konak yerinde) mahmil içinde indirildim. Bu sûretle gittik. Nihâyet Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem bu gazâsından fâriğ olup da dönerek Medîne`ye yaklaştığımızda (bir konak yerine indi. Gecenin bir kısmını orada geçirdi. Sonra) göç edilmesini bildirdi. Hareket emri verildiği zaman ben kalkıp (kazâ-yi hâcet ederek dönüp râhileme geldim. Bir de göğsümü yokladım. Yemen`in göz boncuğundan (dizilmiş) kılâdemin koptuğunu anladım. Artık dönüp gerdanlığımı aradam. Fakat onu aramak beni yoldan alıkoymuştu. (Ben öyle zannetmiştim ki, heyet-i seferiye bir ay meksetseler benim devemi, ben mahmilimde bulunmadıkça sevketmezler.) Halbuki yolda bana hizmet edenler gelip mahfemi yüklemişler, ve mahfemi râkib olduğum deve üzerinde götürmüşlerdi. Onlar beni mahfe içinde sanıyorlarmış. O zaman kadınlar hafif idi. Ağır vücutlu değillerdi. Az yemek yerlerdi. Bu cihetle hizmetçiler mahfeyi yüklemek üzere kaldırdıklarında mahfenin derece-i sıkletinin farkına varmıyarak yüklemişler. Husûsiyle ben küçük yaşta bir kadındım. Bu cihetle deveyi sürüp yürümüşler. Asker gittikten sonra ben kılâdemi buldum. Ve ordugâha geldimse de orada kimse yoktu. Orada evvelce bulunduğum menzile geldim. Öyle zannetmiştim ki, şimdi mahmilde beni bulamazlar da dönüp bana gelirler. Ben bu düşünce ile oturduğum sırada idim ki, gözlerime uyku galebe ederek uyumuşum. Safvân İbn-i Muattal (ki, arkadan gelerek askerin metrûkâtını toplamağa ve menzile götürüp ashâbına vermeğe me`mûr idi). Askerin arkasından sabaha yakın bulunduğum yere gelmiş ve bir insan karaltısının uyuduğunu görerek yanıma yaklaşmış (ve tanımış). Bu zât beni kable`l-hicâb görmüştü. Safvân devesini çöktürdüğü sırada (hayret ederek:) "Biz her halde Allah`ınız ve muhakkak O`na dönüp varacağız" demiş, ben de bu sesle uyanmışım. (Uyanınca hemen ferâceme büründüm). Safvân devesinin ön ayağına, (beni binsin diye ayağını) bastı. Ben de deveye bindim. Safvân, râkib olduğum râhileyi yederek önde yürüdü. Nihâyet kafile konak yerine indikten sonra öğle sıcağında askere yetiştik. Bu sırada (hakkımda iftirâ ederek) helâk olan helâk olmuştur. İftirâya ibtidâ` tesaddî eden Selûl kadının oğlu Abdullah İbn-i Übey olmuş. Medîne`ye gelince ben bir ay hastalandım. Meğer bu sırada halk arasında Ashâb-ı İfk`in bühtanları dolaşıyormuş. (Bunlardan tamâmiyle bî-haberdim). Yalnız hastalığımda beni işkillendiren bir cihet vardı: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`den, başka hastalığım zamânında görmüş olduğum lûtf-ü şefkati bu hastalığımda görmüyordum. Ancak yaınma giriyor, selâm veriyordu. Ve (adımı anmadan) hastanız nasıl? diyor (, bununla iktifâ ediyor) du. Benim (Ehl-i İfk`in söyledikleri) hiç bir şeyden haberim yoktu. Nihâyet nekahet devrine girmiştim.
Sıra :
 
Konu :
Baslik :
RESÛL-İ EKREM`İN TAVSİYESİ ÜZERİNE BİR DÂYİNİN MEDYÛN İLE DEYNİN YARISI ÜZERİNE SULH OLMASI HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ
Hadis :
Rivâyet olunduğuna göre, müşârün-ileyhâ demiştir ki: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem (bir kere hâne-i saâdet) kapısı önünde (bir alacak da`vâsından) hasımların yüksek sesle nizâ ettiklerini işitmişti. İki muhâsımdan biri, (medyûn) öbüründen (dâyinden) deynin bir mikdârını bağışlamasını, alacağını rıfk ile taleb etmesini istiyordu. Dâyin ise: - Vallahi bağışlamam! diye yemîn edip duruyordu. Bunun üzerin Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem (hâne-i Saâdet`ten) bu iki muhâsımın yanına çıkarak: - Ma`rûf (ve meşrû`) olan bir iyiliği işlememek üzere yemîn eden nerededir (, kimdir?) diye sordu. Dâyin (kemâl-i hicâb ile): - Benim yâ Resûla`llah! dedi ve şimdi medyun nasıl arzu ederse öyle olsun (diye yarı yarıya sulh oldu).
Sıra :