Hadis | Kütüb-ü Sitte | Buhari | Hadis Sözlüğü

A B C D E F G H I İ K L M N R S Ş T U V Y Z

HADİSLERİNDE ARAMA YAP

Fasil Ravi Konu Hadis

Seleme İbn-i Ekva`

Seleme İbn-i Ekva` - Sahih Buhari kitabındaki rivayet ettiği hadisi şerifler listesi

Baslik :
PEYGAMBER (S.A. VE S.)İN AĞZINDAN YALAN UYDURANLARIN HÂLİ
Hadis :
Şöyle demiştir: Resûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem`den işittim, buyurdu ki: Benim söylemediklerimi her kim bana isnâd ederse Cehennem`deki yerine hazırlansın.
Sıra :
 
Konu :
Baslik :
RESÛL-İ EKREM (SALLA`LLÂHU ALEYHİ VE SELLEM) İN, ÜZERİNDE MUSHAF-I ŞERÎF BULUNAN DİREĞİN YANINDA NAMAZ KILMAYI İ`TİYÂD EDİNDİĞİNE DÂİR SELEME HADÎSİ
Hadis :
Ravi, Mushaf`ın yanındaki direğe doğru namaz kılarmış. Biri ona: "Görüyorum, hep bu direğin yanında namaz kılmağa çalışıyorsun." demiş. O da: "Resûlullâh salla`llâhu aleyhi ve sellem`in bu direğin yanında (namaz) kılmayı ihtiyâr ettiğini gördüm (de onun için)." cevâbını vermiş.
Sıra :
 
Konu :
Baslik :
ZEVALDEN EVVELE KADAR ORUCA NİYYETİN CEVÂZINA DÂİR SELEME HADÎSİ
Hadis :
Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in Âşûrâ` günü gündüz Hind İbn-i Esmâ`yı halka şöyle i`lân etmesi için kabîlesine gönderdiği rivâyet edilmiştir: Her kim yemek yediyse (bakıye-i yevmi imsâk ederek) günü tamamlasın!; Yâhud oruç tutsun!, Bir şey yememiş olanlar da artık bir şey yemesin!.
Sıra :
 
Fasil :
Hadis :
Şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Biz (bir kere) Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in huzûrunda oturuyorduk. Bir cenâze getirildi. Cenâze sâhibleri (makam-ı Cibrîl`e koyup gelerek): - (Yâ Resûla`llah!) Cenâze (miz) üzerine namaz kıl (sanız!) diye haber verdiler. Resûlullah: - Müteveffânın üzerinde bir borç var mıdır? diye sordu. Onlar: - Hayır, diye cevab verdiler. Resûlullah: - Bir dünyâlık bıraktı mı? diye de sordu. Onlar: - Hayır, dediler. Bunun üzerine Resûlullah bu cenâze üzerine namaz kıldı. (Bir zaman) sonra başka bir cenâze getirilmişti. Bu def`a da cenâze sâhibleri: - (Yâ Resûla`llah!) Cenâze (miz) üzerine namaz kıl (sanız!) diye haber verdiler. Resûlullah: - Müteveffânın üzerinde borç var mı? diye soruldu. Cevâben: - Evet, (vardır) denildi. Resûlullah: - Bir dünyâlık terk etti mi? diye sordu. Onlar: - Üç dînâr bıraktı, dediler. Resûlullah bunun üzerine namaz kıldı. Sonra üçüncü bir cenâze de getirildi. (Musallaya koyup): - (Yâ Resûla`llah!) Cenâze (miz) üzerine namaz kıl (sanız!) diye haber verdiler. Resûlullah (bu def`a da): - (Müteveffâ) bir dünyâlık bıraktı mı? diye sordu. Onlar: - Hayır, diye cevab verdiler. Resûlullah: - Müteveffânın üzerinde borç var mı? diye sordu. Onlar: - (Evet) üç dînâr, dediler. Resûlullah: - (Haydı) sâhibinize (siz) namaz kılınız! buyurdu (da icâbet etmedi. Bunun üzerine müsâreatle) Ebû Katâde: - Yâ Resûla`llah! Cenâze üzerine namaz edâ buyur!. Onun borcu benim üzerime (vâcib) dir, di(ye tekeffül et) ti. Bunun üzerine Resûlullah bu cenâze üzerine de namaz kıldı.
Sıra :
 
Fasil :
Konu :
Hadis :
Şöyle dediği rivâyet edilmiştir. (Hevâzin seferinde) mücâhidlerin azıkları hafifleşmişti de fakir düşmüşlerdi. Bunun üzerine Ashâb, Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`e develerini kesmek için (izin istemeğe) geldiler. Resûlullah da bunlara izin verdi. Müteâkıben bunlar Ömer radiya`llahu anh`e mülâkî oldular. Bu haberi ona da hikâye ettiler. Hazret-i Ömer bunlara: - Develeriniz gittikten sonra (bu uzun yolculukta) hayâtınızdan eser kalmaz, dedi. Sonra Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in huzûruna girdi. Ve: - Yâ Resûla`llah! Bunların develeri gittikten sonra bunların hiç biri (sağ) kalmaz, dedi. Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem de: - Öyle ise haydi orduya ilân et, herkes geri kalan azıklarını getirsinler! buyurdu. İçine konulmak üzere meşin bir sergi yayıldı. Getirenler buna koydular. Sonunda Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem ayağa kalktı, düâ buyurdu ve sergi üstündeki erzak için bereket temennî eyledi. Sonra Ashâb`ın kaplariyle gelmesini emretti. Mücâhidler (gelip) avuç, avuç aldılar. Fâriğ oluncıya kadar (torbalarını doldurdular. Yanlarında dolmadık kab kalmadı. Alınan erzâkın bir misli de arttı, kaldı. Resûl-i Ekrem bu mu`cizeden istiğrâb edip son dişleri görülünceye kadar güldü). Sonra Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem (makam-ı şükranda): - Eşhedü en lâ ilâhe illa`llah ve ennî Resûlullah, buyurdu.
Sıra :
 
Konu :
Baslik :
BİR GECE BASKINI VE RESULÛLLÂH`IN SAĞMAL ZEKÂT DEVELERİNİN, SÜRÜLÜP GÖTÜRÜLMESİ VE İBNÜ`L-EKVA` FIRKASI TARAFINDAN KURTARILMASI
Hadis :
Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: bir kere Gabe (ormanlığı) tarafına gitmek üzere Medîne`den çıkmıştım. Gabe (dağı) nın tâ yokuşuna vardığımızda Abdurrahmân İbn-i Avf`in kölesi (telâşla) bana karşı geldi. Köleye: - Allah sana iyilik versin! Sana ne oldu? diye sordum. Köle: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem`in (ormanda yayılan) sağım develeri sürülüp götürüldü, dedi: - Kim götürdü? diye sordum. Köle: - Gatafân ve Fezâre (kabîlelerinin adamları) diye cevap verdi. Hemen üç def`a: - Ey sabahçılar, erken kalkanlar! Yetişin baskın var, diye haykırdım; Medîne`nin iki kara taşlığı arasın (daki halk) a duyurdum. Sonra kendim (de yaya olarak heriflerin arkasından) sür`atle koştum. Nihâyet bunlara yetiştim. Hakîkaten develeri bunlar almışlardı. Hemen bunalara ok atmağa ve: "Bene İbn-i Ekva`ım, bu gün de alçakların öleceği gündür" diye haykırmağa başladım. Netîcede develeri -heriflere su içmeğe bile aman vermeden- ellerinden kurtardım ve (mevcûdu yirmiye bâliğ olan) develeri sürerek (Medîne`ye) yöneldim. Yolda Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem bana karşı geldi. (Sayham üzerine beş yüz veya yedi yüz kişilik zırhlı bir süvârî kuvvetiyle yardıma çıkmıştı). Ben: - Yâ Resûla`llah! Bu eşkıyâ susuzdur. Ben acele edip su içmelerine meydan vermeden develeri kurtardım (şimdi onlar su tedârikıyle meşgul olacaklardır). Bunların peşi sıra bir müfreze gönderseniz! dedim. Fakat Resûlullah: - Ey İbn-i Ekvâ`! Sen alacağını aldın. Onlara galebe ettin. Artık onları afveyle!. (Hem onlar) şüphesiz Gatafan ve Fezâre (yurduna varmışlardır) şimdi onları konukluyordur, buyurdu.
Sıra :
 
Konu :
Baslik :
HARBÎNİN CÂSUSLUKLA İSLÂM DİYÂRINA GİRMESİNE DÂİR HÜKÜMLER. VE BU BABTA SELEME İBN-İ EKVA` HADÎSİ
Hadis :
Şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem (Huneyn) seferinde iken Resûlullah (ın ordusu için) e (kırmızı bir deve üstünde) müşrikler tarafından bir câsus geldi. (Devesini çökertip kargılığından çıkardığı bir iple bağladı. Sonra gelip) Ashâb`ın yanına oturdu. Ashab ile konuştu. (Yedi, içti. Ve mütemâdiyen Ashâb`ın ahvâlini gözden geçirdi.) Sonra (devesine binerek) dönüp gitti. (Müteâkıben Ashab`dan bir kişi kalkıp bunu câsus olduğunu Resûlullah`a arz etti). Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem de: onu arayıp bulun ve öldürün, (onu kim öldürürse soykası ve eşyâsı onundur!) buyurdu. Câsusu İbn-i Ekva` (tâkip edip) öldürdü; (devesini yederek üstünde silâhiyle, eşyâsiyle geldi). Resûlullah da câsusun eşyâsını İbn-i Ekva`a âit ganîmet kılıp verdi.
Sıra :
 
Konu :
Baslik :
RESÛLULLÂH`IN OK SPORCULARINI TEŞVÎKİ HAKKINDA SELEME İBN-İ EKVA` HADÎSİ
Hadis :
Rivâyete göre şöyle demiştir: bir kere Eslem kabîlesinden bir cemâat (müsâbaka için) ok atışırken Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem yanlarına uğradı da: - Ey İsmâil oğulları, haydi ok atınız!. Sizin (büyük) babanız da (mâhir) bir ok atıcı idi. (Bu müsâbakada) ben filân oğlu (İbnü`l-Ekva`) ile berâberim, buyurdu. Râvî der ki: Peygamber`in bu sözünü işitince iki gurub müsâbakacılardan bir tarafı ellerini ok atmaktan çektiler. Bunun üzerine Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem: - Size ne oldu ki, ok atmıyorsunuz? buyurdu. Onlar da: - Yâ Resûla`llah! Siz, muhâlifimiz gurub ile berâberken (o tarafa) nasıl ok atarız?dediler. Resûlullah: - Haydi atınız!. Ben sizin hepinizle berâberim, buyurdu.
Sıra :
 
Baslik :
ZÎ-KARED GAZÂSI HAKKINDA SELEM İBN-İ EKVA` HADÎSİ
Hadis :
Rivâyete göre şöyle demiştir: Ben bir sabah namazı ezânı okunmazdan önce (Gabe ormanlığı tarafına gitmek üzere) yola çıkmıştım. O günlerde Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in sağmal develeri Zî-Kared mer`asında yayılımda idi. İbn-i Ekva` der ki. Giderken yolda Abdurrahmân İbn-i Avf`in oğlu bana kavuştu ve: - Resûlullah`ın sağmal develeri (çapulcular tarafından) sürülüp götürüldü! dedi. Buhârî bu vak`ayı uzun bir metin ile rivâyet etmişti ki, bu rivâyet yukarıda (Cihâd bahsinde) geçti. Buhârî burada hadîsin sonunda (ziyâde olarak) şunu rivâyet etmiştir: İbn-i Ekva` der ki: Sonra Medîne`ye döndük. Resûlullah beni Medîne`ye girinceye kadar devesi üzerinde terkisine aldı.
Sıra :
 
Fasil :
Baslik :
HAYBER YOLUNDA ÂMİR`İN ŞİİR İNŞÂDI VE HAYBER`DE ŞEHÂDETİ
Hadis :
Rivâyete göre şöyle demiştir: Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem ile berâber, Hayber gazâsına çıkmıştık. Bir gece giderken kafileden bir kişi Âmir (İbn-i Ekva`) a: - Ey Âmir! Kısa vezinli şiirlerinden bize bir parça dinletsene? dedi. Âmir, şâir bir kişi idi. Bunun üzerine Âmir hayvanından aşağı indi. Ve şu (meâldeki) şiirini (güzel sadâ ve edâ ile) okuyarak kafile develerini yollandırdı. "Allah`ım! Sen bize hidâyet etmemiş olsaydın, bize doğru yolu göstermemiş ve bize rahmet etmemiş olsaydın (biz, muhakkak şaşırırdık). Rabb`im -hayâtım Sen`in rızân uğrunda fedâ olsun!- Bizi işleye-geldiğimiz geçmiş günahlarımızdan yarlığa! Ve gönüllerimize sükûnet ve metânet koy! Düşmana kavuştuğumuzda da ayaklarımızı sâbit kıl (sürçtürme!) Rabb`imiz! Din düşmanları bizi fenâlığa da`vet ettiklerinde imtinâ ederiz. O düşmanlar ki, onlar müşrikleri haykırarak üzerimize da`vet etmişlerdir." Bunun üzerine Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem: - Şiir inşâd edip develeri yollandıran kimdir? diye sordu. Ashâb: - Âmir İbn-i Ekva`dır! dediler. Resûlullah: - Allah Âmir`e rahmet etsin! diye duâ etti. Kafileden bir kişi (Ömer İbn-i Hattâb): - Yâ Nebiyya`llah! Duânız berekâtiyle Âmir Cennet`i hak etti. Âmir`in şahâdeti vâcib oldu. Âmir`le (ve onun şiir ve hamâsetiyle) müstefîd olmamız için keşki onu bize bağışlasaydınız! dedi. Nihâyet Hayber`e geldik. Ve Hayber halkını muhâsara ettik. (Fakat muhâsar yirmi gün sürmüştü), hattâ bize şiddetli bir açlık isâbet etmişti. Sonra Allahu Teâlâ müslümanlara Hayber kalelerinin birer birer fethini müyesser kıldı. Hayber`in müslümanlara fethi müyesser olduğu günün akşamında mücâhitler akşam olunca yer yer ateş yakmışlardı. Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem: - Bu ateşler nedir, niçin yakıyorlar? diye sordu. Ashâb: - Et pişirmek için! diye cevab verdiler. Resûlullah: - Hangi et, ne eti? diye sordu. Ashâb: - Yerli merkeblerin eti! diye cevab verdiler. Resûlullah: - Onu dökünüz kaplarını da kırınız! buyurdu. Ashâb`dan birisi (Ömer İbn-i Hattâb): - Yâ Resûla`llah! Eti döküp kaplarını yıkasak olmaz mı? diye sordu. Resûlullah: - Yâhud öyle yapınız! buyurdu. Hayber`de muhârib kavim harb saffı bağlayınca (Âmir, arabların en cenkçi pehlivanı Merhab`e karşı mübâriz çıkmıştı. Fakat) Âmir`in kılıcı kısa idi. Âmir bu kısa kılıcını vurmak için bir yehûdînin (Merhab`ın) baldırına saldırmıştı. Fakat kılıcının keskin yüzü dönüp Âmir`in diz kapağına isâbet etmekle kahraman şâir bu cerîhadan vefât etmiştir. Râvî der ki: (Bunun üzerine bâzı kimseler Âmir`in bu şekilde vefâtını intihâr sayarak cihâdının mükâfatsız kalacağını iddia etmekle Seleme İbn-i Ekva`, amucası hakkında bu iddiadan müteessir olmuştu). Resûlullah ile Ashâbı Hayber`den döndükleri sıra Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem beni gördü. Ve iki elimi tutarak bana: - Ey Seleme, sana ne oldu? (Benzin kaçmış, yeis içindesin!) dedi. Ben de Resûlullah`a: - Yâ Resûla`llah babam, anam sana kurban olsun!. Bâzı kimseler (amucam) Âmir`in gazâsının bâtıl ve şehâdetinin mükâfatsızlığını iddia etmişlerdir! dedim. Nebî salla`llahu aleyhi ve sellem: - Bu iddiada bulanan kişi yalan söylemiştir. Âmir için iki ecr ve sevab vardır ve bu muhakkaktır: biri Allah yolunda cihad sevâbı, öbürü cehdi ve bu uğurda son kudretini sarfetmesinin mükâfâtı olarak. -Sonra Resûlullah iki parmağını birleştirerek- muhakkak ki Âmir şehîddir. Yeryüzünde gezen Arab ırkından Âmir`in benzeri pek az bulunur; ve bir rivâyette: Pek az yetişir! buyurdu.
Sıra :